AKP’ye Kapatma Davası
Cuma akşamlar her zaman hareketlidir Türkiye’de. Birileri birşey yapacaksa mutlaka cuma akşamını bekler. Bunun en büyük nedeni ekonomimizin pamuk ipine bağlı olması ve en ufak şeyde yara almasıdır. Herneyse daha uzatmadan geçtiğimiz cuma günü yaşanan olaya gelelim. AKP’ye, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kapatma istemi ile dava açıldı. Daha öncede Başsavcı hükümeti sözlü olarak uyarmıştı bunun karşısında ise R.T.Erdoğan, ’sen kimsin’ tarzı bir yaklaşım sergilemişti. Birçok avrupa ülkesinde de mevcut ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden de geçmiş olan ’siyasi parti kapatma’ davaları çeşitli kesimlerce ‘demokrasiye aykırıdır’ tarzı söylemlerle karşılanıyor. Bir diğer ithamsa ‘milletin iradesine nasıl karşı geliniyor’ şeklinde. Öncelikle AKP milletin iradesi değildir, şuanki hükümet partisidir. Mecliste çoğunluğa sahip olması AKP’yi milletin iradesi yapmaz. Kaldı ki AKP, değil %47 isterse %80 oyla gelmiş olsun bu onlara ülkede kafalarına göre at koşturma yetkisi vermez.
Bugün iddianamenin tam metni internette yayınlandı ve inceleme fırsatı buldum. Metin içerisinden laikliğin tanımını ve iddianamedeki onlarca iddiadan sadece birkaçını yorumsuz olarak buraya yazmak istiyorum. İddianamenin tamamını şu adresten indirebilirsiniz.
İddianamedeki Lâiklik tanımı;
Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir. Çağdaş bilim, skolâstik düşünce tarzının yıkılmasıyla doğmuş ve gelişmiştir. Lâiklik, toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce ve değerlendirmelerin geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda, siyasal örgütlenme ve düzenlemeler de dinsel niteliklidir. Lâik düzende ise din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işlerinin lâik hukukla, din işlerinin de (inanç ve ibadet çerçevesinde) kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden biridir. Bu bağlamda; laik devlet düzeninde kamusal düzenlemelerin kaynağı dinî kurallar olamaz ve bu düzenlemelerin dinî kurallara göre yapılması düşünülemez.
İddianamedeki onlarca maddeden sadece birkaçı;
12) a-Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın basına yansıyan geçmişteki beyanlarında:
* Fanilere kul olmayacağız, dedik. Biz sadece bir zihniyetin, bir sistemin bu ülkede iktidarı için çalışıyoruz. Bu zihniyet, bu sistem er geç bu ülkede iktidar olacak. Dolayısıyla kula kul olmayacağız, çıkara kul olmayacağız. Fanilere kul olmayacağız, sadece Allah’a kul olmanın hazzını yaşayacağız.
* Türkiye’de şu anda birilerinin şeriatı var. Ama bu şeriat tükendi. Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendilerine kahroluyorlar.
* Ben İstanbul’un imamıyım.
* Elhamdülillah şeriatçıyım.
* Yılbaşına karşıyım.
* Ata’ ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok.
* Bizim için günah dosyası hazırlamışlar. Bizim günah dosyamızda ne var, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ni fatiha ile açmak var. Bir Meclis’i fatihayla açtık. Fatiha ile Meclis’i açmak nedir? Önce bunu açıklayalım… Fatihanın manası nedir? Fatiha, karanlığı aydınlığa açmaktır.
* Yirmi yıl önce, yirmi beş yıl önce deselerdi, pop yıldızlarının çılgınlıklarını sergiledikleri Gülhane Parkı’nda bir gün gelecek, Allah’a âşık olanlar, ona sadık olanlar, muhlisler bu çınarların altını dolduracak ve buradan dünyaya nasıl ortaçağın karanlıklarından bir yeni çağ açmışlarsa, Allah’ın izniyle bir yeni çağ açılmışsa, Allah’ın izniyle yeni bir çağ, zulüm çağı kapatılacak, aydınlık bir çağ açılacaktır.
* İmamlar da nikâh kıysın.
* Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker.
* Ben tekkeye değil dergâha gittim….,
“Bu ülkenin yüzde 99′u Müslüman. Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olduğu zaman adeta ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisinin bir arada olması. Durum böyle olunca ben Müslüman’ım diyenin tekrar yanına gelip bir de aynı zamanda da laikim demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslüman’ın yaratıcısı olan Allah kesin hakimiyet sahibidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bak yalan koskoca bir yalan.”
“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Yahu, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!”
25) Adalet ve Kalkınma Partisi grubunda konuşan Tokat milletvekili Resul Tosun, üniversitede türbana serbestlik tanınmasını isterken hükümetin AİHM’deki duruşmada yanlış taktik izlediğini ileri sürmüş, Anayasa ve yasalarda türban yasağı bulunmadığını belirterek ‘’Hükümet pasif kalabilirdi, hiç savunma yapmayabilirdi. Öyle anlaşılıyor ki, Anayasa Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın etkisinde kalınarak bu savunma yapılmış. Daha sağlıklı bir cevap verilebilirdi. Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül ‘ün bunu hükümetin görüşü olarak söylemesi de hükümeti sıkıntıya soktu, töhmet altında bıraktı. Bu savunmayı tasvip etmemiz mümkün değil'’, ‘’Partimiz güçlü, çoğunluğumuz var. Bu konuları halletmemiz lazım, önümüzde kısa bir zaman kaldı. Bu düzenlemeleri niye yapamıyoruz?'’ diye sorması üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın; ‘’Metnin tamamını okuyun, ona göre konuşun. Metnin tamamı basında yer aldığı gibi değil'’ şeklinde cevap vererek savunma metnini getirttikten sonra ‘’Bu, hükümetin savunması ve bu savunmayı bilinçli olarak yaptık. Biz AB kriterlerini koyduk ve arkasından ‘takdirlerinize bırakıyoruz’ dedik. (TBMM Genel Kurulu’nu işaret ederek) Burada ‘Egemenlik milletindir’ yazıyor. Ama bazı kurumların, bunun böyle olmadığı, egemenliğin bölüşüldüğü yönünde görüşleri var. Biz de böyle olmadığını biliyoruz. Bir karar alıyoruz, Cumhurbaşkanı’ndan dönüyor, Anayasa Mahkemesi’nden dönüyor. Hani hükümet tek başına karar veriyordu. Resul Bey sen bu gruptan birisin; ne zorluklarla bu düzenlemeleri getirdiğimizi biliyorsun. Bunlar basit şeyler değil, kolay halledilecek meseleler değil. Çok acelecisiniz, biz sorumluluk sahibiyiz. Bu işi kangren haline getirenlerin şimdi dışarıdan konuştuklarını görüyoruz, siz de onların oyununa geliyorsunuz, sabırlı olun.'’ dediği,
29) 2005 yılı Haziran ayında AB büyükelçileri onuruna Başbakanlık Konutu’nda verdiği yemekte Belçika Büyükelçisi Mark Van Rysselberghe’nin Türkiye’de dini azınlıkların özgürlükleri kapsamında Fener Rum Patrikhanesi’nin statüsü ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın misyonerlik faaliyetlerine yönelik eleştirilerini anımsatması üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bu sorunu sadece azınlıktaki gayrimüslümler değil çoğunluktaki Müslüman kesim de çekiyor. Bu konu bizim için de zor” demiş, türban yasağı konusundaki rahatsızlığını da “Bu sorunu bizzat ben yaşıyorum. Eşim başörtülü. Eşim Başbakanlık Konutu’nda takabiliyor, karşıda (Cumhurbaşkanlığı’nı işaret ederek) takamıyor. Bu konularda bir toplumsal ve kurumsal mutabakat henüz sağlanmadı.” diye konuştuğu,
c- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri
1) Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak suçundan hakkında dava açılan Fetullah GÜLEN isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve işbirliği yapılması, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Bakanlığın genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenmiştir.
…
İddianamede Bülent Arınç, R.T.Erdoğan, Abdullah Gül ve daha birçok AKP’li hakkında çeşitli iddialar bulunmakta.



“Bitaraf olan bertaraf olur!” sözünden hareketle, isterdim ki bu iddia-nağmeleri buraya “yorumsuz” aktarmak yerine, yorumla, görüşle veya karşı görüşle yoğurarak aktarmanızı dilerdim.